Leonardo Di Caprio’nun ayı ile güreştiği ve ağzının payını aldığı Revenant filmi hala bazen aklıma geliyor ve geriliyorum. Harbiden ne biçim dövüştü ama, insan bir an kendini adamcağızın yerine koyunca bile stres oluyor. Dev gibi vahşi bir ayı seni yerden yere vuruyor ve yapabileceğin hiçbir şey yok. Neyse ki Barenpark’ta ayılarla aramızda bir mücadele geçmiyor. Burada daha barışçıl bir rekabet var ve bu tamamen oyuncular arasında olan bir rekabet.

Bir süredir devam edemediğim, yeni başlayanların dostu yazı dizisi Başlama Vuruşu’nda daha önce Stone Age ve Santorini’den bahsetmiştik, şimdi ise Barenpark ile devam edeceğiz. Hobiye yavaş yavaş dahil etmek istediğiniz arkadaşlarınızla oynamalık oyun arıyorsanız, buyurun yazının devamına…

AYI GİBİ İŞ VAR

Çünkü oyunda dev doğa parkları inşa ediyoruz. Hem farklı ayı türlerinin kendi yapılarına uygun birer habitat kurmaya çalışıyor hem de bu parkı insanların da ziyaret edip takılabileceği bir yere dönüştürmeye çalışıyoruz. Anlayacağınız dünya kadar inşaat işi var. Peki bu inşaat işi nasıl yürüyor, yani parklarımızı nasıl yapıyoruz.

Bir kere oyunda 4 adet oyuncu tahtası var ve her biri dünya üzerindeki farklı bir ulusal parkı temsil ediyor. Her oyuncu bu inşaat alanı halindeki parklardan biriyle oyuna başlıyor. Bu küçük kare şeklindeki tahtanın üzerinde 3 farklı illüstrasyon var. Oyunun ilerisinde 4’üncü bir çizim daha ekleniyor bu arkadaşların arasına. Bu 3 çizimden birinde bir grup mimar veya mühendis bir şeyler konuşuyor, birinde beyaz bir beton dökme makinesi var ve sonuncusunda bir el arabası ile fidan var.

Masanın ortasına yerleştirdiğimiz ana tahtada ise 3 farklı renk grubu altında tonla tetris parçası var.

Amacımız bu parçaları alıp, kendi oyuncu tahtamızdaki alanlara yerleştirerek parkı büyütmek ve hiç boş alan kalmayacak şekilde bu tetrisvari parçalarla doldurmak.

Peki bu tetris parçaları nedir diye soracak olursanız, onlar da 3’e ayrılıyor. Yeşil olanlar, çocuk parkı, yemek sokağı, tuvalet ve nehir.  Beyaz olanlar koala, kutup ayısı, panda ve çöl ayısı için küçük alanlar. Turuncu olanlar ise yine aynı 4 ayı türü için daha geniş habitatları sembolize ediyor.

AYILARA SAHİP ÇIKALIM

Peki oyun nasıl oynanıyor? Her tur oyuncular, önlerindeki bir tetris parçasını, yani park parçasını, park alanına yerleştiriyorlar. Eğer yerleştirdikleri alanda, başta bahsettiğim illüstrasyonlardan biri varsa, bu hamlenin arkasından bir yeşil veya beyaz parça alıp bir sonraki tur yerleştirmek üzere önlerine alıyorlar.

Eğer parça “mimar/mühendis” alanına denk gelirse, oyuncular kare şeklinde bir park alanı daha alıp kendi parklarının yüz ölçümünü genişletiyorlar. Başlangıç karelerinde olmayan ve oyun sonradan dahil olan 4’üncü sembolü de burada elde ediyoruz ilk kez. Turuncu bir iş makinesi ile sembolize edilen bu alanın üstüne bir parça gelirse, bize turuncu parçalardan alma ve önümüze yerleştirme hakkı veriyor. Ki bu parçalar hem daha büyük oldukları için tek seferde daha çok alanı doldurmamızı sağlıyorlar hem de puanları daha yüksek.

Oyunculardan biri, önündeki 4 büyük kare park alanını hiç boşluk kalmayacak şekilde doldurduktan sonra diğer oyuncular 1’er kez daha hamle yapıyorlar ve oyun sona eriyor. Hemen tüm oyuncular, kendi parklarındaki parçaların üzerinde yazan tüm puanları topluyorlar. Bir de her oyuncu için ortak olan görevlerden başarabildiklerinin puanlarını da toplam puana ekliyorlar. Böylece 1’inciyi buluyor ve tebrik ediyoruz.

 

BARIŞ MANÇO GÖRSE GURUR DUYARDI

Oyunun kurallarıyla ilgili birkaç detay daha var ama hiç zor şeyler değil, o yüzden daha fazla detaya girmeden ne düşündüğümü söyleyeyim. Yazının başında da bahsettiğim gibi çok iyi bir gateway. Tile drafting/tile placement (karo çekme/karo yerleştirme) mekanizmasını oyunculara öğretmek için ideal oyun diyebilirim. Bu tip başka oyunlar da yapılmıştı ve ben bazılarını oynamıştım. Ama içlerinde en yalın ve yalın olmasına rağmen bu kadar ilgi çekici olanını görmemiştim.

Uwe Rosenberg’in Cottage Garden, Indian Summer gibi oyunlarında da aynı tetrisvari oyun yapısı var fakat garip kurallar ile oyunu karmaşıklaştırmayı tercih etmiş mesela. Barenpark’ın tasarımcısı Phil Walker ise hiç atraksiyona girmemiş. Oyunu mümkün mertebe basitlik çerçevesinde tutmuş ve yaratıcılığı oyunculara bırakmış.

Oyun iki kişi çok rahat oynanıyor, ama boardgamegeek’te en iyi 4 kişiyle oynanıyor denilmiş. Ben henüz 4 kişiyle oynamadım ama 2 kişiyle bile aşırı keyif aldık biz. Yine oyunun BGG puanı 7.4 ve genel sıralamada 289’uncuyken aile oyunları sıralamasında 44’üncü sıralamada (15 Şubat 2020 itibariyle) bulunuyor. Benim ise oyuna puanım taş gibi bir 7.6. Çünkü çok güzel akıyor, kendi içinde ufak meydan okumalar sunarak oyuncuyu hep masada tutuyor. O parçaları evirip çevirip nereye koyacağını şaşırdığın anlar karşıdaki rakibi çok eğlendiriyor.

Oyun kolay görünmesine rağmen, aslında uzun vadeli plan yapmayı gerektiriyor. Özellikle parkı hangi yöne doğru genişleteceğine ve hangi parçayı kullanarak genişleteceğine karar verme kısımları biraz ön muhasebe istiyor.

Oyunun Türkiye’de bir dağıtımcısı yok fakat Almanya’dan bir tanıdığa çok ucuza getirtmek mümkün. Oyun dil gerektirmediği için Almanca olması çok da önemli değil. Kural kitabının İngilizce’sini ise BGG’den indirmek mümkün.

Artwork biraz çocuksu olduğu için oyunun dışarıdan cazibesi ne yazık ki epey düşük. Fakat aldırış etmemeyi başarabilirseniz, kutunun içinde gerçekten yeni başlayan ve hafif oyunlar sevenlerin dostu bir oyun var. Şimdiden iyi oyunlar…

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi buraya girin