Essen 2019’un tartışmasız en hype oyunu Maracaibo ile karşınızdayım. Yorumlamak zor iş, hakkını vermeye çalışacağım.

Internet browser’larını yeni açan arkadaşlar için hemen kısa bir özet: Efenim Maracaibo, son yıllarından gözde tasarımcılarından Alex Pfister’in en yeni oyunu*. Pfister’in imzasını taşıyan oyunlardan Port Royale, Broom Service, Mombasa ve Great Western Trail’in adını sanırım duymuşsunuzdur ve hatta oynamışsınızdır. Tasarımcı peşi sıra gelen bu oyunlar ile biz nördleri şımartınca, biz nördlerde beklenti çıtası ister istemez bulutlara çıkıyor.

(* Tasarımcı, 2019’dan iki oyun çıkardı. Diğerinin adı Expedition to Newdale)

Maracaibo’nun hype hikayesi burada kalmadı. 2018’de yaşanan bir fiyasko Maracaibo’nun beklenti hikayesini dramatik bir hale soktu. Yapımcının 2018 senesinde fuara apar topar, tam pişirmeden yetiştirdiği Blackout: Hong Kong teması ve oynanışı ile birçok takipçisini üzdü. Bu fiyasko üstüne yine fuara kadar hakkında çok az şey bildiğimiz Maracaibo da ben dahil birçok kişiyi endişelendirdi.

Bunların üstüne diğer bir yarı tanrı tasarımcı Lacerda’nın Maracaibo’yu Essen19’daki yegane merak ettiği oyun ilan etmesi beklenti ateşini öyle bir harladı ki, Perşembe sabahı herkes nefesini tutmuş Maracaibo’dan gelecek gol sesini bekliyordu.

 

#respect

 

 

 

 

 

 

 

 

Maracaibo, 17. Yüzyıl Karayiplerinde gemisini yüzdüren işinde gücünde oyuncuların hikayesi. Oyun haritası ve teması ile buram buram Sid Meier’s Pirates! kokuyordu. Dayanamadık, sorduk Pfister’e. Kendisi meğer taa Commodore zamanlarından Pirates’a tutkunmuş.

Ancak oyunda yaptıklarımız korsanlıktan ziyade daha çok Karayiplerdeki çıkarları olan dış mihraklar için çarpışan maceraperestleriz çünkü oyunda bırakın Silver Train ya da Treasure Fleet’i, tek bir yağlı İspanyol kalyonu yok, şöyle ağız tadıyla yağmalamak için.

Oyun mekaniklerini şöyle özetleyebiliriz: 250gr GWT’yi, 250gr Mombasa ile kapta güzelce çırpın, Port Royale şeklinde kestiğimiz kartlara bir pinçik Terraforming Mars kombosu dökün ve son olarak üzerine daha önce hazırladığınız Sid Meier’s Pirates! sosunu gezdirin. Afiyet olsun.

HAvana’ya ilk giden puanı kapar! Kim tutar seni! Hoş, fotoşokcu arkadaş gemileri tersine gidiyor göstermiş, çaktırmayın.

İçinden çıkan kötü yazılmış kural kitabı, ilk başta korkutsa da oyun çok basit bir mantıkla ilerliyor. Tur sırası size geldiğinde geminizle 1 ile 7 adım arası ilerleyip, durduğunuz yerdeki aksiyonu yapıyor ve turu yan tarafa veriyorsunuz. Durduğunuz yerdeki yaptığınız aksiyon(lar) durduğunuz yere göre değişiyor. Şehirlere erken yetişenler, talep edilen ürünü temin ederek, oyuncu tablosundaki (GW’ten alışkın olduğumuz) ek aksiyonları açabilirken, aynı zamanda da şehre özel aksiyonu yapabiliyorlar. Kasabada duran oyuncu ise buraya gelirken ne kadar çok adım attıysa o kadar çok aksiyon sayısı kazanıp, bunları kart açmak ya da kartlarla kazandıkları aksiyonları yapmak gibi yerlerde harcayabiliyorlar.

Güzel olduğunuz kadar OP’siniz de, hancı kız!

Oyunda GWT’den alışkın olduğumuz bir yol hikayesi var. Havana’dan yola çıkıyor, doğu rüzgarları ile Antillere kadar gidip, taze taze yağmaladığımız güney sahillerinden batı ve kuzey rüzgarları ile tekrardan Havanaya geri dönüyoruz. Böylece oyunun 4 turundan biri bitmiş oluyor. Arada adalara, tıpkı GWT’de yaptığımız binalar misali, ileride tekrardan kullanmak üzere yancılarımızı bırakıyoruz. Son olarak GWT’deki dehlediğimiz tren burada Venezuela’dan Honduras’a bulduğu ne varsa yağmalayan conquistator track’i haline geliyor.

Mombasa’da alışkın olduğumuz, farklı şirketleri büyütüp, en büyüğünden en kral hisseyi kapatma olayı burada da yerini almış. Karayipler’de hakimiyet mücadelesi veren İspanya, Fransa ve İngiltere’nin yayılmasına yardım ederek topladığımız Influence puanları, oyun sonunda bizlere puan olarak yağıyor. 3 büyük devletten influence kapmak içinse haritada sadece 2 noktada (gelirse de şansa questlerden) olan savaş aksiyonunu yapmak gerekiyor. Savaş diyince aklınıza sakın PVP gelmesin. Tamamen PvE. Savaş aksiyonu için bir kart çekip, gelen bonuslara göre hangi devleti savaşta destekleyeceğinizi seçiyorsunuz. Ardından devletin verdiği savaş gücünü, kendi oyuncu tablonuzdaki savaş gücüne ekleyip, ister şan söhret için isterseniz bir sehri ya da ileride kasabayı o devlet adına işgal etmek için savaşıyorsunuz.

Karayiplerde 3 büyük devletin elinin kolunun bağlı olması, haritada yerlerin el değiştirmesi ipsiz sapsiz dolasan biz korsanlara bakıyor olması ve başta her yerin Ispanyol sömürgesi olarak başlaması gerekirken neutral başlaması benim eğreti bulduğum unsurlar oldu.

Oyun aynı zamanda oynadığımız kartlar da var ve Terraforming Mars‘tan alıştığınız birbirini besleyen ve saçmasapan bir hal alan kart kombosu burada da kendini gösteriyor. Oyundan ağzında kekremsi bir tatla kalkan gerçek eurocuların ilk yorumu; bunca TM’ye ne gerek vardı.

Oyundaki renk skalası ve özellikle kart grafikleri, Tasarımcının önceki ve “eski” oyunu Port Royale’den portlanmış! İkonografi ve kart çizimleri üzerinde fazla düşünülmeden aynı mantık taşınmış. Aman ilerledikçe kalabalıklaşan oyun haritasını takip etmek, özellikle 3 ülkenin haritadaki gücünün takibi renk körü olmayan oyuncular için bile ciddi bir meşgale haline geliyor. Bütün bunlara Alman tasarımcıların eski kafa grafik tasarım tercihleri de eklenince, insan ister istemez Ian O’toole reyizi aramıyor değil.

Oyundaki her tur, oyunculardan birinin bitişe varması ile tetiklendiği için oyun süresi tamamen size kalmış. 2 saat içinde koşarak da bitirebilirsiniz, ya da trenleme dahil 3.5 saatte acılar içinde ağlayarak da.

Peki oyun nasıl? Grafik ve TM kart kombosunun kekremsi tadı oyun sonunda pek kalmıyor ama bir GWT ya da Mombassa gibi vay anaassss diyerek de kalkmıyorsunuz. Her kartı okuyan ve trenleyen oyuncular yoksa masaya geldikçe Sid Meier’in hatrına oynanır. Ama bana sorarsanız aynı sürede ben az Mombasa içer, üstüne bir porsiyon yoğurtlu (yani ekspansiyonlu) GWT gömer, çayımı ve sigara içmek üzere kapının önüne çıkarım.

Oyunla kalın!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi buraya girin